Fransa – Paris

Eyfel Kulesi’nin tepesinden kuş bakışı Paris

2018 Kasım’ında araba ile yaptığımız kısa Avrupa turumuzun son durağı Fransa oldu. Burada sadece 2 günümüz olduğu için, tüm zamanımızı nam-ı değer aşıklar şehri Paris‘te geçirmeye karar verdik. Keza 2 gün bile, bu güzel şehri tam anlamıyla keşfetmeye yetmedi. Bu şehir, tarihi ve kültürü ile bize bambaşka zamanlar yaşattı.

Akşam saatlerinde Paris’e vardığımız için öncelikle otelimize yerleştik. Champs-Elysees yani Şanzalize‘ye paralel sokakta yer alan Les Jardins de La Villa Hotel, hem şehir otelciliğinin lüksünü yaşatan, hem de Paris’in kültürünü yansıtan bir oteldi. Tek eksiği otoparkı olmayışıydı, onun içinse hemen yanında bulunan Le Meridien Hotel’in otaparkından faydalandık. Burada aracınızı otoparka bırakmak önemli. Otele ilk vardığımızda bavullarımızı indirirken caddede sigara içen biri, gelip bizimle sohbet etmeye başladı. Oldukça iyi giyimli ve İngilizcesi çok düzgün olan bu abimizin hoş sohbetinin 5.dakikasında kendisinin torbacı olduğunu anladık. Nazikçe teklifini red ettikten sonra, caddenin araç bırakmak; üstelikte Hollanda plakalı bir aracı bırakmak için uygun olmadığını anladık.

Yol yorgunluğumuzu attıktan sonra ilk sabahımızda kahvaltı etmek için Şanzelize’nin yolunu tuttuk. Malesef, genel olarak tüm Avrupa’da olduğu gibi Fransızlarda da kahvaltı kültürü; kruvasan ve kahveden ibaret. Bunu anladığımızda ilk bulduğumuz patisserie’de karnımızı doyurduk.

Kasım ayında Fransa’nın bu kadar soğuk olacağını tahmin etmediğimiz için hazırlıksız yakalandık. Şanzelize’de kısa bir atkı,bere alışverişi yaptıktan sonra Arc de Triomphe yani Zafer Takı‘na vardık. Yakınlaştığınızda uzaktan görünüşü kadar ihtişamlı olmayan bu yapının; dilerseniz en tepesine çıkıp, Paris manzarasının tadına varabilirsiniz. Biz uzun kuyruğu ve vakit sıkıntımızı da düşünerek, bu hakkımızı Eyfel Kulesi’ne sakladık. Zafer Takı’nın altında hop-on hop-off otobüsleri yer alıyor. Biz Avrupa’da genellikle bu ulaşımı kullanıyoruz; hiç adres bulma telaşı olmadan şehrin en meşhur yerlerini keşfetmenizi sağlıyor. Burada bir anlık dalgınlıkla her zaman kullandığımız City Sightseeing otobüslerinden değil de, Big Boss’dan bilet almışız. Bu hata bize 2 günlük en kötü hop-on hop-off deneyimini yaşamamıza mal oldu. Bir de üstüne Sarı Yeliklilerin eylemlerine denk gelince; gün içinde ne otobüs,ne taksi, ne de uber bulamadık. Tüm tabelalar Fransızca olduğundan ve yer altında internetimiz olmayacağından, metro ile ulaşımı ise biz tercih etmedik. Sonunda tüm bunlara ve dondurucu soğuğa aldırmadan gönlümüzce gezmeye başladık.

Şanzalize ve Zafer Takı (Champs-Elysees & Arc de Triomphe)

Zafer Takı

Şanzalize, lüks mağaza ve cafeleri ile oldukça oldukça ihtişamlı bir cadde. Bu caddede yürüyenler bile, moda dergilerinden fırlamış gibi. (Tabiki Gökhan bu duruma bayıldı 🙂 ) Tüm Dünyaca bilinen ultralüks mağazalar da var, bizim hiç duymadığımız ama belki kendi kültürlerinde meşhur olan butik mağazalar da var. Ancak, fiyatlar Türkiye’den gidenler için oldukça pahalı. Türk asıllı Paris’te yaşayan bir arkadaşımla da konuştuğumda, kendisi de alışveriş için Türkiye’yi tercih ettiğini söyledi.

Zafer Takı‘da daha önce bahsettiğim gibi; karşıdan oldukça ihtişamlı ve fotoğraf karelerine güzel yansıyor. Ama yakından yapının kendisinde bir albeni bulamadım. Belki de Fransızca bilmediğimden, üzerinde yazanları anlamadığım için, o meşhur devrim ruhunu yansıtamadı, bana.

Eyfel Kulesi (Eiffel Tower)

Eyfel Kulesi’nin tepesinden

Burayı aslında 2 defa ziyaret ettik. İlk gittiğimizde öğleden sonra saatleriydi ve kuyruk metrelerce uzandığı için sadece karşıdan bakmakla yetindik. (Tabii ki, hiç bir zaman önceden fast pass bilet alma alışkanlığımız olmadığı için, her yerde paşalar gibi kuyruk bekliyoruz.) İkinci kez, sabah saatlerinde gittik ve kuyruk nispeten sakindi. Yaklaşık 20 dakikada içeri gidikten sonra, kuleye çıkmak için bir kuyruğa daha girdik. Kuleye çıkmak için 2 farklı bilet seçeneği var. 100m’den fazlası beni zorlar diyorsanız, ilk bileti tercih edebilirsiniz. Biz tabii kulenin tepesine kadar çıkıp 276m’den şehir manzarasının tadına vardık. Biz kulenin tepesine, normal insanlar gibi asansörle çıktık. Ancak, yükseklik korkusu olmayan ve kondisyonu yerinde kişiler merdivenleri de kullanabilir. (Şaka değil, 6-7 kişilik çocuklu bir aileyi bu şekilde tırmanırken gördük.) En tepede çok fazla rüzgar olduğu için, doğru fotoğraf kalesini yakalamak oldukça zor. (Üstelik benim yükseklik korkum olduğu için, çıkmamızla inmemiz bir oldu 🙂 )

Notre Dame Katedrali (Cathedrale Notre-Dame de Paris)

Notre Dame Katedrali

Gezdiğim en güzel katedrallerden biriydi. Son derece gösterişli olmasının yanı sıra, mistik bir havası var. Tüm katedral ve kliselerdeki klasik tütsü kokusu ve ikonalaradan ziyade sizi etkileyen mekanın devasallığı oluyor. İçeri de ayrıca bilet alıp, kulelerin tepesine çıkmanızı da tavsiye ederim; manzara çok güzel. Buraya kadar gelmişken, Vatikan‘dan gelen yadigarları da görmeyi unutmayın.

Not: Burada kuyruğun uzunluğuna aldanmayın; sirkülasyon çok yüksek olduğundan hızlı ilerliyor.

Louvre Müzesi (Louvre Museum)

Louvre Müzesi – Kraliyet Sarayı Eserleri
Louvre Müzesi – Antik Mısır Bölümü

Sanırım bu müzeyi gezerken bir rekora imza attık. 10 futbol sahası büyüklüğündeki müzeyi 3 saatte tamamladık. Tabii ki müzenin tüm bölümlerini gezmedik; bilet gişesinde verilen kitapçık doğrultusunda ilgimizi çeken yerleri belirleyip, nokta atışı yaptık. Beni en çok etkileyen bölüm; Antik Mısır Dönemi eserlerinin sergilendiği alan oldu. Sanırım en çok ziyaretçi de bu alanı merak ederek geliyor. Müzede en zorlandığımız konu ile eserlerin çoğunda İngilizce açıklama olmayışıydı. Baktığınız antik objenin ne olduğunu bilememek, pek de zevk vermiyor. Tabii aynı şeyi tablolar için söyleyemem. Renklerin ve çizgilerin içinde kayboluyorsunuz. Özellikle cennet-cehennem olgusunu işleyen eserler, beni çok etkiledi.

Les Invalides

Top mermisi ile delinen zırh

Gittiğimiz Avrupa kentlerinin bir çoğunda askeri müzeleri ziyaret ediyoruz. Bu müzeleri gezerken, onca yıldır izlediğim savaş filmleri bir bir gözümde canlanıyor. Bu deneyimi bana en güzel yaşatan yerlerden biri de, kuşkusuz Les Invalides‘in içindeki Musée de I’Armée oldu. Burası Dünya’nın en kapsamlı ordu müzesi. İçeride antik dönemde kullanılan ilkel savaş aletlerinden, 2. Dünya Savaşı’nda kullanılan silahlara kadar pek çok görülesi şey var. Özellikle bir gemi enkazında bulunan topun deldiği zırh çok etkileyiciydi. 1. Dünya Savaşı için ayrılan bölüm ise, milliyetçi duyguları yoğun hisseden Türkler için biraz rahatsız edici olabilir. Gelmişken Napolyon’un mezarına uğramayı da ihmal etmeyin.

Müze, hem çok güzel, hem de hiç sıra beklemedik. Ancak, alan çok büyük; sigara krizi gelen Gökhan’ın her zamanki çekiştirmeleri ile koşarak gezmemize rağmen 4 saatimizi aldı. Bana kalsa dolu dolu 6 saat ayırırdım.

Paris Yeraltı Mezarları (Catacombs of Paris)

Paris Yeraltı Mezarları

Müzenin kapanmasına 3 saat kala gittik ve tam 2 saat dondurucu soğukta sıra bekledik. Öyle ki, gündüzki alışverimişizden aldığımız çoraplardan 3er tane giydik, beklerken. Sıra nihayet bize geldiğinde, kapanmaya yakın olduğundan yine koşarak gezmeye başladık. Klostrofobik tünellerden yerin 20 metre altına inerken, insana afakanlar basıyor biraz. Bir anda kasvetli bir ruh haline bürünüyorsunuz. Üstelik 6 milyon kişinin yattığı bir mezarlığa indiğinizi bilmeniz de cabası oluyor. Adeta 18.yy dan kalma hayaletler takip ediyor sizi. İçeri girdiğinizde ise; vahşet, hiçlik, çaresizlik ve garip şekilde hayranlık duygularının karışımını yaşıyorsunuz. Ömrüm boyunca gittiğim hiç bir yerden bu kadar etkilenmediğimi açık yüreklilikle söyleyebilirim. (İnanın Gökhan bile gezerken, burayı aceleye getirmek istemedi.) Dört bir yanınızın insan kemikleri, kafat tasları ve mezar taşları ile kaplı olduğu yerin 20 metre altında bir toplu mezara inmek ister misin diye sorsalar; “hadi ordan” derdim. Ama gerçekten buranın ambiyansı bir başka. Ölüme çok yakınsınız, fakat kendinizi de bir o kadar hayatta hissediyorsunuz. Kısacası anlatılmaz, yaşanır duygulardan.

Fransız bir arkadaştan duyduğumuz kadarıyla mezarlarda illegal turlarda düzenleniyormuş. Normal şartlar altında 250 km’lik alanın 2 km’si ziyarete açık. Ancak bu illegal turlarda daha fazlasını gezme, hatta gece konaklama imkanı varmış. Başta pek inanmamıştım ama sonra, 2017 yılında 2 gencin bu turlardan birinde mezarlıkta kaybolduğu ve kendilerine 3 gün sonra ulaşıldığı haberini okudum. Yani olabiliyormuş. (Peki ben 6 milyon iskeletiyle birlikte uyumak ister miydim? Tabii ki, hayır!)

YEME-İÇME ÖNERİLERİ

Eğer sizde bizim gibi sabahları peynir-ekmek arayanlardansanız, sadece kruvasanla geçiştiremem diyorsanız korkmayın. Paris’teki pastaneler baget ekmeklerine yaptıkları çeşit çeşit leziz sandviçlerle sizi bekliyor. Tek sıkıntı bu butik pastanelerde çalışanlar pek İngilizce bilmiyorlar, el kol hareketleri ile tarzanca anlaşıyorsunuz. Bu yüzden, domuz etinden uzak durmak isteyenler vejeteryan, balıklı ya da tavuklu sandviçleri tercih edebililer. Diğer et ve şarküteri ürünlerinin neyden yapıldığını anlatmaya işaret dili yetmiyor pek.

Akşam yemeği için ise pek çok alternatif var. Avrupa’nın en pahalı kentlerinden biri Paris, bu sebeple sipariş verirken fiyatlara bakmamak lazım. Bu yemek, bu kadar eder mi diye düşünürseniz aç kalırsınız. Çünkü Şanzalize’de mütevazi cafelerde bile fiyatlar İstanbul Boğazı standartında. Biraz daha uygun olsun derseniz, öğrencilerin yoğunlukta olduğu Saint Germain bölgesinde fiyatlar daha normal.

Biz ise akşam yemeğinde farklı bir deneyim yaşamak için kabare tercih ettik. Gittiğimiz Secret Square‘n yemekleri İtalyan, şarapları Fransız dı ve ikisi de harikaydı. Ama esas olay, şovda. Siz yemeğinizi yerken yanınızda direk dansı ve striptiz yapılıyor. (İlk defa böyle bir deneyim yaşadığım için biraz bocaladım, Gökhan’sa oldukça rahattı 🙂 ) İlk başta şov oldukça dikkatimi çekti; farklı milletlerden genç kızlar sexy danslar ediyorlar ve bir tek tanga kalacak şekilde soyunuyorlar. 3-4 gösteriden sonra lokmalar boğazıma dizilmeye başladı. Dans eden kızlar bana gülümsüyor, bense tabir-i caizse ayı gibi ağzımdaki koca karidesi çiğnemeye çalışıyorum. Hani maksat ablalar mesleklerine saygı duymuyorum sanmasınlar diye, ben de başladım her çıkana gülümsemeye. Bir de baktım ki gülümsemek yetmiyormuş, masaya da davet etmek gerekiyormuş. Bir yandan da kucak dansı için odaya kapanmaya başlayınca müşteriler, bir anda ortamın benim gözümdeki tüm güzelliği söndü. Kadın bedeninin metalaşması, yan masadaki erkeklerin şehveti hissetmek beni tiksindirmeye başladı ve tatlılarımızı yer yemez kalktık. Ne tamamiyle güzel ne de tamamiyle kötü diyemem. İnsana toplumda ve erkek gözünde kadının yerini sorgulatan bir deneyimdi diyebilirim. Bir yanda vücudunu sergileyen kadınlar, bir yanda benim gibi onları eşleri ve arkadaşlarıyla izlemeye gelen kadınlar…

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s