Belçika – Brüksel

Hotel Saint Nicholas’ın bulunduğu cadde

2018 Kasım’ında araba ile yaptığımız kısa Avrupa turunun ikinci durağı Belçika‘nın başkenti Brüksel oldu. Burası için 1 gün ayırdık ki, iyi de yapmışız. Çünkü şehir çok küçük olduğu için en güzel yerlerini gezmeye 1 gün yetiyor.

Brüksel’e öğle saatlerinde vardık. Varmasına vardık ama otelimize ulaşmak için şehir merkezinde 5 tur atmamız gerekti. Şehir merkezinde yollar çok dar, üstüne üstlük her köşe başında bir yol ya da alt yapı çalışması vardı. Bir de booking.com üzerinden rezervasyon yaptığımız otelimizin araç trafiğine kapalı bir caddede olduğunu anlayana kadar aynı yollarda dört döndük. En sonunda aracımızı kapalı bir otoparka park ederek arayışımızı yaya olarak sürdürmeye karar verdik. Köstebek yuvasına dönüşmüş kaldırımlarda, yolumuzu dakika başı kesen dilencilere rağmen, bavullarımızı sürüye sürüye Hotel Saint Nicholas‘a ulaştık. Tarihi bir binada yer alan oteli görünce bir anda büyülendik. Üstelik lokasyonu da, gezmeyi planladığımız her yere yürüme mesafesindeydi. Odaya çıktığımızda ise eşyaların eski olmasına biraz dudak kıvırdık ama sonuçta tarihi bir bina olduğu için normal karşıladık. Esas şoku uyku vaktinde yaşadık. Otelin merkezi olması gezerken çok güzeldi ama gece olunca işler değişti. Bütün gece, sokak gürültüsünün tamamı odanın içindeydi. 😦

Grand Place

Grand Place

Gerçekten anlatıldığı kadar güzel bir meydan. Gösterişli binalar ve tarihi yapıların içinde kayboluyorsunuz. Ama kaybolmak deyince çok büyük bir alandan bahsettiğimizi düşünmeyin; meydan küçük bir avm kadar. Şık restourantlarla çevrili bir alan olduğu için, bunların masa sandalyeleri zaten meydanın dörtte birini kaplıyor. Ama ambiyansına diyecek bir şey yok. Biz meydanda kısa bir tur attıktan sonra, burada yer alan Bira Müzesi‘ne (Beer Museum) girdik. Bu butik müze Grand Place‘daki tarihi yapılardan birinin mahseninde yer alıyor. İlk girişte bar bölümü var, burada sizi pek de İngilizce bilmeyen ama çok tonton bir amca karşılıyor. Barın karşısında ise küçük bir bira yapım imalathanesi var. Kısmen modern yöntemlerle bira nasıl yapılıyor, bunu görüyorsunuz. Hemen yanında ise Belçika meşeli 100den fazla bira markası ile ilgili bir tanıtım belgeseli oynuyor. Müze için aldığınız biletler karşılığında ise, çıkışta bir bardak soğuk bira sizi barda bekliyor.

Galeries Royales Saint Hubert

Grand Palace’a 5 dakika yürüme mesafesinde olan bu yapı, vitrinlerin sizi çağırdığı rengarenk dükkanlarla dolu bir pasaj. Şapkacıdan şekerciye pek çok işletmenin yer aldığı pasajda, en çok ilgiyi meşhur Belçika çikolatasının satıldığı dükkanlar alıyor. Hediyelik almak için ideal.


Çikolata Müzesi (Musee du Cacao et du Chocolat)

Çikolata Müzesi

Belki de Belçika’ya gelişimizin ana sebeplerinden biri bu müzeydi. O kadar hevesliydik ve gözümüzde büyütmüştük ki, önünden 3 kere geçmemize rağmen farkedemedik. Keza, bu kadar küçük bir dükkanı hayallerimizin Çikolata Müzesi‘ne yakıştıramadık. İçerisi ise daha bir hayal kırıklığıydı. Biletinizi alıp, dar bir alanda beklemeye başlıyorsunuz; rehber 10-15 kişi toplandığında sizi bir tezgahın önüne alıyor. Size “bak burada yapılmışı var” tadında 3-4 dakikada nasıl çikolata yaptıklarını anlatıyor ve elinize 1 parça çikolata tutuşturup yolluyor. Hiç bir zevk vermedi, “bu mudur yani” dedik. Ama çikolata güzeldi, dilerseniz fazlasını da satın alabiliyorsunuz.

Kraliyet Silah ve Askeri Tarih Müzesi (Musee Royal de l’Armee et d’Histoire Militaire )

Cinquantenaire Parkı

Cinquantenaire Parkı‘nın içinde yer alan müzelerden biri. Park çok büyük ve güzel, yürüyüş için de ideal. Buraya siz de bizim gibi arabayla giderseniz, sokağa park etmeniz gerekiyor. Parkmetreden fişinizi alırken, parkın içindeki müzelere yürüyüş mesafenizi de göz önünde bulundurun ve pintilik yapmayın. (Sonra ya aracı çekerlerse diye koşa koşa gezmek zorunda kalabilirsiniz 😉 )

Müze çok kapsamlı, özellikle de uçak bölümü çok güzeldi. 1. Dünya Savaşı için ayrılan bölümde ise sizi Atam’ın güzel gözleri karşılıyor. 1. Dünya Savaşı’nda Belçika, Almanya ile, dolayısıyla da Osmanlı ile ittifak yaptığından milliyetçi duyguları yoğun yaşayan arkadaşlarımızca da hoş karşılanabilecek bir dille anlatılıyor savaş.

Müze için nereye bakacağınızı şaşırdığınız bir yer diyebilirim. Bunu da mecazen söylemiyorum, çünkü alanı efektif kullanmak adına tavana kadar objeler asmışlar. Eğer siz de benim gibi kılıç kalkan hayranıysanız bu müzeye en azından 3 saatinizi ayırmanızı tavsiye ederim. (Ben tabiki bu kadar ayıramadım, Egehanlar olarak müzeleri koşarak gezmek gibi bir hobimiz var, çünkü. 🙂 )

Basillica of the Sacred Heart

Mimarisi gerçekten çok güzel ve ihtişamlı, üstelik araç park yeri de var. 🙂 İçerisi ise dışındaki gösterişli değil, oldukça sade. Ekstra bilet alıp üst kata ve kulelere çıkmayı unutmayın. Bütün şehir ayaklarınızın altında ve güzel fotoğraf kareleri yakalanabiliyor.


Saint Michael ve St. Gudula Katedrali


Buraya şehirden ayrılırken sabah saatlerinde geldik. Gökhan, park yeri bulamadığımız için gönüllü olarak beni arabada bekledi. (Keza, katedral kotasını da doldurmuştu. 🙂 ) Katedral, gotik mimari eserlerden. İçerisi karanlık ve kasvetli ama etkileyiciydi. 2 euro karşılığında hazine bölümüne inebiliyorsunuz. Bense, tüm nakit paramız sevgili eşimle arabada olduğu için; başımı öne eğip ardıma baka baka çıktım. 😦


YEME-İÇME ÖNERİLERİ

Belçikalıların kendilerine ait özel bir mutfakları yok. Ama Brüksel şehir merkezinde Dünya mutfaklarından seçme çok şık restourantlar var. Biz de akşam yemeği için bir farklılık olsun diyerek, Etyopya mutfağını yapan Toukoul‘u tercih ettik. (Eğer siz de denemek isterseniz, önceden rezervasyon yaptırmayı unutmayın, çok rabet görüyor.) Daha çok çeşit tadabilmek için iki kişilik karışık bir tepsi söyledik. Tepside hem kırmızı et, hem tavuk, hem de sebze yemeklerinden seçme lezzetler vardı. Injera adını verdikleri krep benzeri bir ekmekleri var ve yemekleri buna sararak elle yemeniz gerekiyor. (İlk defa geldiğinizi söylediğinizde, garson zaten size yeme usülleri konusunda destek veriyor.) Yemekler biraz fazla acılı olmakla birlikte çok güzeldi. Ama aynı şeyi injera için söyleyemeyeceğim, çok ekşi bir tadı vardı. (Ah onun yerine bir lavaş olaydı, tepsiyi sıyırırdım, yemin ederim 🙂 )

Bira Müzesi’nden

İçecek konusunda ise Belçika denilince akla direkt bira gelmeli. Çeşit çok bol, siz de Gökhan gibi “ben bira sevmem” diyenlerdenseniz bile, denemeye çekinmeyin, hoşunuza gidecek 1-2 marka mutlaka bulursunuz.

Kahvaltı içinse, peynir ve ekmekleri güzel. Özel bir yere gitmenize gerek yok, otellerin açık büfeleri yeterli oluyor.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s